Parodimansion 1.bölüm
CERN 27 Ağustos sabahı
“Atomları çarpıştırmak için
harika bir gün” dedi teknisyenin biri, sonra atomları çarpıştırmak için günün
güzel ya da harika olmasına gerek olmadığını ve bunun onun işi olduğunu
hatırladı. Binanın diğer katlarında ise bilim adamları, daha fazla teknisyen,
oraya nasıl geldiği belli olmayan bir köpek ve oraya nasıl geldikleri belli
olan bir grup öğrenci vardı. Bu bahsi geçen öğrenciler oraya üniversitelerinin
sağladığı imkanlarla “Bilimi yerinde ve yöresinde gezelim etkinliği ile” gelmişlerdi.
Aslında bu gezi tamamen ücretsiz değildi, hatta biraz bile ücretsiz değildi. Bu
yüzden bir önceki cümleyi-üniversitenin ve babalarının sağladığı imkanlarla
gelmişlerdi- olarak düzeltmeliyiz. Her neyse, bu geziye katılan iki kişi 3 saat
16 dakika 44 saniye sonra Dünyada şu an olduklarından daha önemli kişiler
haline geleceklerdi.
“Keşke biraz Almanca öğrenseydik” dedi Uzay.
“Ya da Fransızca ya da İtalyanca” diye ekledi Barış.
Gözetmen öğretmenleri CERN gezisinin bittiğini söylemesiyle konuşmaları son
buldu. Bütün öğrenciler dışarıdaki otoparkta, gezi otobüslerinin yanında
beklemeye başladılar. “Bence NASA’dan daha iyiydi” diye önceden kalan
konuşmalarını devam ettirdi Uzay. “Bence hepsi ortalamaydı” dedi Barış.
“Ne ortalaması bence fazla iyilerdi”
“Sen fizik okuyorsun senin ilgini çekmesi normal.”
“Makine mühendisleri de bilim sevmez mi?” diye sorguladı
Uzay.
“Diğerlerini bilmiyorum ama ben çok sevmem. Benim bu geziye
bu kadar para ödememin sebebi...”
“Babanın ödemesinin” diye düzeltti Uzay sanki çok önemliymiş
gibi.
“Her neyse sebebi CERN’e çok yakın bir yerde araba sergisi
olması.”
“Ama oraya gitmek gezi planında yok ki.” Dedi Uzay geziye
gereksiz bir bağlılık hissederek.
“Bence hazır hiçbir şey yapmıyorken” dedi Barış “şu 2
saatlik yemek molasını değerlendirip oraya gidebiliriz.” Bu konuşmaları
şaşırtıcı bir tesadüf eseri tam 16 dakika 44 saniye sürmüştü. Şu anki
önemlerini anlamanız için biraz bu ikiliden bahsetmek gerekirse, Uzay, isminin
uzay olması ve bazı kesimlere göre zeki sayılabilecek biri olması dışında bir
özelliği yoktur. Uzay’ın zekâsı -evrenin içinde muazzam büyüklükte olup üstüne bir
de eğilip bükülebilen, boşluk denince ilk akla gelen kavram olan değil biraz
önce bahsettiğimiz insan olandan söz ediyoruz- fazlasıyla kusurlu bir zekâ
örneğiydi çok basit kavramları anlamakta zorluk çekmesine karşı çok zor şeyleri
bir bebekle bilek güreşi yapmak kadar kolay bir şekilde anlayabilirdi. (Not:
Örnekteki bebeğin bilek kaslarını fazla güçlendiren bir mutasyonla doğmadığı
varsayılmıştır.)
Barışın ise isminin barış olması ve insanları A noktasında B
noktasına götüren aletlere sevgi beslemesi dışında bir özelliği yoktur. Barışın
bu sevgisi ona A noktasından B noktasına gidilebilecek tüm yolları giderken
zevk almak ve bu yolları gidebilmek için farklı aletler öğrenme hevesi dışında
bir işe yaramamıştır. Merak edenler için şu ana kadar öğrendiği aletler:
-Motor. A noktasından B noktasına sizi tehlikeli bir şekilde
vardırır.
- Araba. A noktasından B noktasına sizi en dört tekerlekli
şekilde vardırır.
-Gemi. Bunu sadece kullanabildiğini iddia eder şu ana kadar
kimse kullanırken görmemiştir ayrıca bir gemisinin olduğu hatta gemisi olan bir
tanıdığı olduğu bile söylenemez ama açıklamak gerekirse bu taşıt sizi A
noktasından B noktasına -eğer arada su varsa ve yüzmeye istekli değilseniz-
varmanızı sağlar.
İkilimize geri dönecek olursak araba sergisini gezmeden önce
yemek yemeye karar verdiler. Tam bu sırada CERN’de daha ilginç şeyler oluyordu.
Eğer yemek yemeleri daha çok ilginiz çektiyse * işaretli kısımdan devam
edebilirsiniz.
CERN’de şu an tam olarak dört kişi baygındır ve üç kişinin
baygın olma sebebi Çelik isimli birisidir, tam olarak şu an kucağında bombayı
andıran ama kesinlikle bomba olmayan bir aletle koşmaktadır. Diğer kişinin
baygın olmasının sebebi ise 4 gündür zor bir problem çözmekle meşgul olan bir
bilim adamının yorgunluktan göz kapaklarını dinlendirmeye karar vermesidir.
CERN’deki bu kargaşanın asıl sebebi ise Hans isimli eski bir CERN çalışanıdır.
“OK hier, decken Sie mich ab, während ich das Werkzeug
einrichte” dedi Hans. Uzay’ın da dediği gibi “Keşke biraz Almanca öğrenseydik”
dememeniz için Hans’ın dedikleri Türkçeye çevrilecektir.
“Tamam burası, ben aleti kurarken beni koru”
Çelik ise içinde bulunduğu durumun zorluğunu belirtmek için “bu
işi gizlice halledebileceğimizi söylemiştin, daha şimdiden 3 kişi bayılttık ya
da öldürdük bile.” dedi. Hans ise dediklerinin başka biri tarafından bir kitap
için çevrilmek zorunda kalacağını bilmediği için Almanca konuşmaya devam ederek
“Sana gizlice dedim kolay demedim, şu an gizliliğimizi bozmuş değiliz şimdi
beni koru.”
Çelik etraftaki sesleri duyduğu için daha da gerilmeye
başladı çünkü etrafta, sanki çok fazla adam onu etkisiz hale getirmeye
geliyormuş gibi bir ses vardı. Bu duydukları ise sadece bir sezi değil gerçekti
çünkü yaklaşık 12 güvenlik personeli ve hep bu anın gelmesini ummuş bir stajyer
olay yerine gidiyorlardı. Hans’ın gizliliğimizi bozmuş değiliz yalanı, beklediğinden
daha kısa sürede açığa çıkmışa benziyordu.
“Ben bize doğru gelen insanlarla baş edebileceğimi
sanmıyorum, buradan şu yöne doğru koşup sana biraz zaman kazandırabilirim” dedi
Çelik.
“Onlarla kapışamazsın zaten” dedi ve bir silahı yerden ona
doğru fırlattı Hans.
“Bu işi daha temiz halledemez miyiz?” dedi Çelik. “Hem senin
benden daha çok korunmaya ihtiyacın var” ve silahı geri Hans’a attı.
Hans işinden başını kaldırdı ve Çeliğe dönüp bu işin önemini
biraz daha anlaması için Çeliğe çeşitli ölçülerdeki borulardan, vücuttaki bazı
deliklerden ve bu kavramları birleştirmekle ilgili fikirlerinden söz etti.
Çelik hayatında ilk kez bu fikirlerin birleştiğini duymadığı için soğukkanlı ve
hızlı bir biçimde kimseyi öldürmeyeceğini yineledi. Hans ise onu bu iş için aylarca
eğittiğinden ve bu anın evren için çok önemli olduğunu anladığını sandığından
bahsetti ve Çeliğin annesinin mesleği hakkında yanlış bir tahminde bulundu.
Çelik tam Hans’a haykıracakken seslerin çok yaklaştığını fark etti. Kendini
yana fırlattı. Aniden içeriye 13 kişi girdi ve Hans’a elektroşok cihazı
doğrulttular. Hans ise onlara sadece 5 kelime ile cevap verdi. Bu kelimelerin
birazdan yol açacağı şeyleri bilmedikleri için, onu tutuklayacağından emin bir
şekilde bir görevli Hans’a yaklaştı.
*Barış hamburgerinden leziz bir ısırık aldı; tam o sırada gelen
soğuk meşrubat hamburgerin, boğazından hızla kaymasına sebep oldu. Bu sebep
sonuç zincirine iyice baharatlanmış patates kızartmaları da katıldı. Uzay ise
üstünde mantar ve pepperonilerin -ama kalitesiz olanlardan değil şu iyice
marine edilip bekletilmiş olanlardan – bulunduğu, beni ye ve acıma son ver
diyen bir pizza dilimini kırmamakla meşguldü.
“Sanırım B planının zamanı geldi” Demişti Hans.
Hans’ın kısa tarihi
Hans şu ana kadar dünyaya gelmiş
en zeki 4. Kişidir. 1. kişi milattan önce 97 yılında yaşadığı için zekasının
bir önemi kalmamıştır, 2. Kişi 3 yaşında bir kolezyumda dövüşmek zorunda
kaldığı için çok fazla yaşama fırsatı olmamıştır, 3. Kişi ise şuan daha
doğmamıştır ama spoiler 3144 yılında dünya başkanı seçildikten sonra onun bir
kuğu olduğunu iddia eden bir grubun baskısına dayanamayıp kuğu taklidi yapmak
zorunda kalınca Dünya için güzel bir fiyat veren bir uzaylı ırkına Dünyayı
satıp kendini sadece hipergalaktikolus oyununu oynamaya vermiştir. Hans bu
durumda en şanslı zeki kişi olmuştur. Hans’ın zekâsı fark edilmemiştir çünkü 10
yaşından sonra tüm zamanını ve zekasını tek bir işe ayırmıştır. Bir gün masasında
kendisine Noel’de hediye gelen Warhammer 40k figürlerini boyarken masasında
tuhaf işlemeler oluşmaya başlamıştır. Bunun tuhaf bir doğa fenomeni olduğunu
düşündüğü için çığlık atıp kaçmak yerine güvenli bir mesafeden gözlemlemeye
başlamıştır. Şekillerin daha anlaşılır şeylere dönüşmesi ve sonunda olayın
bitmesi tam 3 saat 16 dakika 44 saniye sürmüştür. Bu tuhaf şekiller -matematikten
anlamayanlar için tuhaf- Hans için bir anlam ifade etmektedir. Bu sayılar ve
şekiller bir denklem oluşturmuştur. Tek bir sorun vardır bu denklem daha
insanlık tarihinin icat etmediği bazı matematiksel ve fiziksel ifadeler de
içermektedir. Denklemin tamamını anlaşılır hale getirmek tam 7 yılını,
anlaşılır halini anlamak ise 3 yılını almıştır. Bu denklem aslında zaten
bilinen bir bilimkurgu fikriyle ilgilidir. PARALEL EVRENLER.
Hans’ın denklemlerden anladıysa bu paralel evrenler meselesi
tüm olasılıkların, olabilecek her şeyin gerçekleştiği çılgın bir hiper uzayın
içinde bulunan sonsuz sayıdaki evrenler olduğudur. Sonsuzluk kavramı bir
cümlede geçiyorsa orda en az 9 katrilyon paradox vardır demiş bu sonsuz paralel
evrenlerdeki önemli olmayan bir adam. Şimdi biraz da paradoxlardan konuşalım. Eğer
her şey oluyorsa bu evrenlerde bir adamın paralel evrenler arası seyahati
keşfedip şu an benim yanıma geldiği ve bu kitabın evrendeki en iyi kitap
olduğunu söylediği bir evren yok mudur? Varsa şu an bu olasılık neden olmadı?
Tüm evrenlerin yok edecek bir makinenin icat edildiği bir evrende olmalıdır, o
evren varsa tüm evrenlerin yok olması gerekmez mi? Şimdi bu soruları cevaplamak
için klasik sonsuz maymun örneğinden yararlanalım hatta hali hazırda sonsuz
maymuna sahip olan AS-16*925 evrenindeki bir olaya bakmak daha yararlı
olacaktır. Yanlışlıkla bir adam bir lambaya çarpar ve içinden bir cin çıkar.
Cin adama 3 dilek hakkın var der. Adam ise sonsuz dilek istiyorum der. Cin ise
dileğini yerine getirir ve “(sonsuz – 1) üssü sonsuz dilek hakkın var” der.
Adam ise sonsuz dilek hakkı olmanın verdiği rahatlıkla “hep bir maymun görmek
istemiştim, maymun diliyorum” der. Aniden (sonsuz – 1)üssü sonsuz tane maymun
beliriverir. “Maymun dedim maymunlar değil, maymunların yok olmasını diliyorum.”
der adam, ama cin beni tercih ettiğiniz için teşekkürler deyip yok olmuştur
bile. Hala anlamadıysanız cin size 3 dilek hakkı verdiyse dediğiniz şey 3 kez
gerçekleşecektir yani 3 tane ayrı dilek değil. (Tabi bu durum bu evren için
geçerli) Haliyle adam olayı yanlış anlamış ve durduk yere (sonsuz – 1) üssü
sonsuz tane maymunu olmuştur. Aslında bu olay bu evrende iki kere daha
gerçekleştirmiştir hatta sırf bu yüzden ilkokullara dilek eğitimi dersi
eklenmiştir ama belli ki dersi dinlemeyenlerde lambayla karşılaşma oranı daha
yüksek. Daha önce gerçekleşen olaylardan biri maymun olayına benzer şekilde
sonsuz-1 üssü sonsuz tane daktiloya sebep olmuştur. Diğer olay ise en azından
dilek eğitimi dersinin ilk ünitesini (SAKIN SONSUZ DİLEK DİLEME!) hatırlayan
biri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu olayda ise 3 adet son model bir yapay
zekâ destekli istediğin şeyi istediğin yere götürme aleti elde edilmiştir. Bu
evrendeki çılgın fikirli bir kitap yayıncısı ise bu dilekleri dileyenlerin sahiplerine
yüklü bir miktar ödeyip dileklerini satın almış ve yapay zekâ destekli
istediğin şeyi istediğin yere götürme aleti ile maymunlar ve daktiloları
buluşturmuştur. Böylece sonsuz ([sonsuz – 1] üssü sonsuz tane) maymunla
sınırsız adet kitap yazmanın yolunu bulmuştur. Buradaki sonsuz maymun tüm
evrenlerdeki akla gelebilecek her metni yazmışlardır tüm olasılıklar ve her
şeyi. Fakat bu sonsuz maymun hiçbir zaman bir kuş yuvası, saksı, elektrikli
süpürge ya da bir stres çarkı üretememişlerdir. Yani sonsuzluk bir sınır
içerisindedir. Buradaki sınır harflerdir sadece harflerin sonsuzluğu vardır
gerçek anlamda bir sonsuzluk değil. Tıpkı bu örnekteki gibi sonsuz olasılıklı
paralel evrenlerde de sınır vardır bu sınır ise yazarın hayal gücüdür. Yazarlar
yukarıdaki paradoxlarda yer alan sorunları önemsemediği için paralel evrenlerde
bu durumlar bahsedilmez ama yine de sonsuz olasılık olduğu söylenir. Bu evren
de aynı hayal gücü engeline takılmıştır. İşte o paradoxların cevabı budur: Şov
devam etmeli.
Bu yazarın hayal gücüyle sınırlı sonsuz olasılıklar
evrenlerinden birindeki Hans isimli adam denklemlerin anlamını 10 yılın
ardından anlamıştır. Bu denklemler ile paralel evrenlerde gezebilecektir (Umarım
sizin yanınıza gidip bu kitap evrendeki en iyi kitap demez yoksa paradoxlar
kısmına geri dönmek zorunda kalırız.)
Hans sırf bu makineyi yapabilmek için CERN’de işe girmiş ve
gizlice parçacık hızlandırıcılardan birini sırf bu iş için modifiye etmeye
başlamıştır. Yaptığı geliştirmeler fark edilmediyse de işini savsaklaması fark
edilmiş ve kovulmuştur. Kovulunca modifiye ettiği parçacık hızlandırıcıya olan
erişimi engellendiği için planını devam ettirememiştir. Sonraki yıllarda ise
komşusu olan Çelik ile muhabbetlerinde ona planından bahsetmiştir ama planın
sadece CERN’de geçen kısımlarından bahsetmiştir. Orayı ele geçirip aleti
kurduktan sonra ne olacağını anlatmamıştır. Çeliğin ise bu planı kabul etmesin
tek sebebi paranın önceden ödenecek olmasıydı ve gayet iyi miktarda bir
paraydı. Sicilinden dolayı iş bulmakta zorlandığı için bu parayla çok rahat
geçinebilirdi. Para ödemesi yapıldıktan sonra oradan kaçıp planla uğraşmamayı
düşünse de Hans onu çok iyi gözetliyordu. Hikayemize geri dönmenin zamanı
geldi.
Çelik saklandığı yerden Hans’ın plan değiştirme önerisini
duyunca çıktı ve “bir silahları bile yok emin misin Hans” dedi
“Bence onlar bize elektroşok sıkmadan yapacağını yap” dedi
ve şoku yedi Hans.
Çelik bir alet çıkarttı ve düğmesine bastı. Tüm CERN
çalışanları felç geçirdi ve yere düştü. Sadece iki kişi şansa birbirlerini
destekleyecek şekilde denk geldiler ve düşmediler.
“Bu da işe yaradı, gerçekten her şeyi düşünmüşsün” dedi
Çelik. Hans şoku yedikten sonra kalktı.
” Hadi çalıştır şu aleti de gidelim” dedi Çelik. Hans ise
sadece düştüğü yere bakıp kendi kafasına vurdu çünkü makinenin üstüne düşmüştü.
“Bunu düzeltebilirim” dedi ve işe koyuldu Hans.
“Eğer 5 dk daha bilim projeni yapamazsan polisler gelecek”
“Sen al şu çantayı plana sadık kal içinde bir not var onu
oku”
“Sonra…”
“Ben gelebilirsem gelmeye çalışacağım ama makine hiç dengede
değil gelemeyebilirim, arabaya git ve düğmeye bas”
“Her aletinde de bir düğme var” dedi ve arabaya doğru hızla
yol aldı.
Uzay ve Barışın ise yemek yemeleri 30 dk sürmüş olmasına
rağmen restorana karar vermeleri ve oraya gitmeleri, yemeğe karar vermeleri ve
restorandan dönmeleri toplam 2 saat 27 dk sürmüş, araba sergisine gidip gitmeme
konusunda yaptıkları son tartışma ise 23 dk sürmüştür. O önemli olaya ise 10 dk
kalmıştır. Bu sırada araba sergisini gezmek için geziden ayrılmaya karar veren
Barış ve Uzay ise daha CERN’ün garajından çıkmadan gördükleri araba hakkında
konuşuyorlardır. “Bu araç kiminse çok fazla modifiye etmiş” dedi Barış. “İçinde
çok fazla kablo var yoksa CERN’e bombalı saldırı mı yapacak bu araç?” diye bir
espri patlattı Uzay. Uzaktan bu arabaya doğru elinde evrak çantasıyla koşmakta
olan adamı görene kadar bu şakaya güldüler. “Hey çekilin o araçtan” diye
Almanca bağırdı Çelik. “Ich sprache ein bischen Deutch” dedi Uzay. “Çekilin”
dedi Çelik bu sefer şansını İngilizceden yana kullanarak. “Sanırım aracına
bakmamıza sinirlendi” dedi Barış. Onlar daha çekilemeden Çelik aracın önüne
gelmişti bile ve Kapının tam önünde durmakta olan Uzay’ı ittirdi. “Hey birader ayıp
oluyor ama” dedi Uzay birader diyerek konuşmanın kendisini daha korkulası
yapacağını umarak. “Siz Türk müsünüz?” diye şaşırdı Çelik bu kadar
koşuşturmacanın içinde.
“Biz buraya üniversite gez…” diyemeden Uzay, Çelik onu umursamadan
arabaya binip sürgülü kapıyı çekti. “Şimdi polisi arıyorum” diye tehdit etti
Barış. Çelik arabanın içinde onları umursamadan tuşa bastı ama bir şey olmadı.
Kontağı çalıştırmak aklına geldi ve anahtarları aradı. Kısa bir yoklamanın
ardından Hans’ın anahtarlara sesli arama özelliği eklediğini hatırladı ve değişik
bir ıslık çaldı. Anahtarlardan BİP BİP… diye bir ses geldi. Ses dışardan
geliyordu. Almak için dışarı çıktığında “Bunu almak istiyorsan önce polisleri
beklemelisin” diye çıkıştı Barış hayatı boyunca olmadığı kadar cesaretli bir
şekilde. “Adam bizi dövecek şimdi anahtarları geri ver bence Barış” dedi Uzay.
“Çocuk haklı” dedi ve daha fazla oyalanmak istemediğinden onlara bıçak çekti.
Barışın kazanması 19 yılını alan cesareti fazla hızlı tükenmişti ve “polisleri
daha aramadım şakaydı” dedi Bütün bu olaylar 9 dakika 44 saniye sürmüştü. 16…
Barış anahtarları Çeliğe fırlattı 15… Çelik yakalayamadı 14… Uzay yerden
anahtarı aldı 13… Çeliğe uzattı 12… Çelik anahtarı almadan önce bıçağı kapatıp cebine
koydu 11… “Çocuklar beni görmediniz tamam mı?” dedi 10… çocuklar tamam dedi 9…
Hans O sırada aleti çalıştırdı 8… Hadron çarpıştırıcısı atomları daha önce
çarpıştırmadığı bir şekilde çarpıştırdı 7… Bilinen tüm bozonlar birleşip daha
ilkel bir kuvvet taşıyıcısına dönüştü, bu kuvvet tıpkı elektromanyetizmanın
elektrik ve manyetizmanın birleşimi olması gibiydi ama tek fark tüm kuvvetlerin
birleşimiydi 6… Bu bozon topluluğu şu ana kadar görülmemiş bir şekilde Higs
alanıyla etkileşerek devasa bir kütle oluşturdular. 5.. CERN’den gelen tuhaf
sesleri fark eden Çelik Hans’ın işleri berbat ettiğini düşündü. Eğer işler
berbat giderse çok büyük bir patlama olacağını söylemişti Hans ona. 4…
“Çocuklar arabaya atlayın” dedi Türk, üniversiteli ve patlamada ölmemesi gereken
kişiler olduklarını düşünerek. 3… “Bize bıçak çeken birinin arabasına binmesek
daha iyi olur” dedi Uzay ama patlama seslerinden endişelendiği için bu
konuşmayı arabaya binerken yaptı. 2… arabanın kapısını kapattılar ve Çelik ise
kontağı çalıştırdı. 1… İlk patlama ile CERN binasında olan herkes bir anda
öldü, daha sonra yayılan radyasyon 2 km yarıçaptaki herkesi zehirledi. (Radyasyon
daha fazla yayılamadı çünkü bu devasa kütle elektromanyetik dalgaları bile
kendine çekiyordu.) 1 km yarıçaptan uzağı aniden yok oldu. Büyük bir Işıltı
etrafı kapladı ama sadece 1 km’den uzak yerlerde görüşü etkiliyordu. -1… Çelik
tuşa bastı -2… araçları patlama şiddetiyle ters döndü ve içindeki herkes
bayıldı. -3… etrafta hiç ses yok -4… patlama alanından1 km’lik yarıçap dışında
hiçbir yer yok, patlama alanının olduğu yerden 10 metrelik yarıçapta bulunan
devasa kütle kayboldu ve orası da yok oldu. Şu an 1 km yarıçaplı bir simit
şeklindeki alan dışında hiçbir yer yok.
Okuduktan sonra yorum yazabilirsiniz
YanıtlaSil